|
|
Yurtdışına gidip gelmelerin en zor ve sevimsiz yanı inip binmeler, yolda geçen süre ve yetişme telaşıdır. Yerinize yerleşip sağa sola bakacak zaman ve enerjiyi yakaladığınızda keyifli resimler çekmeniz olası. Bütünleşik Avrupa’nın birçok büyük kenti, Anadolu köyleri misali birbirine benzer. Bir ulu katedral ya da saray, kentin merkezini oluşturur. Bir ırmak ya da kanal kenti ikiye böler. Köprüler ve meydanlar yeşilliklerle bezenir, eski yapıların yüzleri nasılsa öylece korunur ve içleri yeni yaşam olanakları ile donatılır. Bütünleşik Avrupa’nın başkentlerinden birisi olan Brüksel de bu genel tanımlamaya az çok uyar. Yıllar boyu gide gele aşina olduğum bu kentin en eski yapıtları kent merkezinde yer alır. Tarihsel Borsa binasının ardından kıvrılarak çıkan iki yanı sevimli yerel lokantalarla dolu dar yollar hep bir büyük meydana çıkar. Grand Place dedikleri bu meydanın dörtbir yanı heykeller ve taş işçiliğinin güzellikleri ile bezenmiş yüksek binalarla çevrelenir.Bu binalardan biri de şekercinin yanındaki Altın Pabuç Hanı’dır. Yazın meydana konulan masalarda oturulur. Kışın soğuk günlerinde müşteriler her iki katta da varolan ocakların çevresinde toplanırlar. Kahvenin mis gibi kokusu biranın köpüğüne, şarabın kırmızı rengi ocağın alevine karışır. Tüm dünya dilleri eski kuklaların asıldığı duvarlarda titreşir. Eski manastırlarda üretilen, gizemini hala koruyan koyu renkli trapist biralarını, tahta saplı bir kutuya oturmuş kulpsuz uzun kadehlerde sunulan pembe renkli Kwak‘ı başka bir yerde bu kadar keyifle yudumlayamazsınız. Son yirmi yılda aynı kaliteyi, pek de değişmeyen fiyatlarla nasıl sunduklarına akıl erdirmeye çalışırsınız. Masanın üzerindeki gazetede, yolsuzluğu ortaya çıkan bir parti başkanının istifa ettiğini şaşarak okursunuz. O partinin ne denli ağır cezalara çarptırıldığını daha da şaşarak okursunuz. İstanbul’a uçakla üç saat, cep telefonu ile üç saniye uzaklıkta Altın Pabuç Hanı’nda… Neyseki uçakta günün Türk gazetelerini okumak olası. Fevkalade yetkili Üst Kurul’ların nasıl gazete ve TV istasyonu kapattıklarını öğrenip uçaktan inmeden “uyum “ sağlayıverdim. Yürümek bilmeyen köprü trafiğine takılıp iyi kentli alışkanlıklarımı pekiştirdim. Altın Pabuç Hanı çok geride kaldı…
|