Meltem Yaman
mfyaman@mail.turk.net
Pozitif Danışmanlık

Hala hep seni söyler, seni çağırır...

Globalleşmeye kendini fazlaca kaptırıp herkesin işletmeci olmasını bekleyen Türkiye, edebiyatçıların da anlamını keşfetmeye başladı. Bu arada o Türkiyeliler’den biri de bendim. Her zaman “Ben müziğe müzik demem, herkesçe kabul edilip paylaşılmadıkça...” diyenlerdendim.

Hatta müzisyen arkadaşlarım beni “ekonomik” olmakla suçlarlardı. Aslında bunu ekonomik çıkarcılıktan öte, katma değer yaratılması, değerlerin kitlelere aktarılması, paylaşılması, insanlara anlayacakları ve sevecekleri bir dilden anlatılması, toplumsal imajımıza, turizmimize ve ekonomimize katkılı olması, performansı kanıtlayan ödüllerle toplumsal güvenin artması, yeni gelenlere model olunması düşünceleri ile söylerdim. İnsanların sırf kendilerini düşünerek sanat yapmalarını egoistçe bulduğum için söylerdim. Ama paylaşma, işletmecilik içeriyor. Bir sanat eseri de olsa sağlam bir felsefe kurma, ilhama açık bir zihinsel taban ve gönül oluşturma, ürünü geliştirme, kitlelere seslenen sözler yazma, melodiyi kulaklara hoş gelecek enstrumanlarla düzenleme, albüme girecek parçaları seçme, eserin promosyonu, tanıtımı, konser organizasyonları, TV programları, yurtdışı konserler, eğitim verme, köşe yazarlığı gibi yan ürünler geliştirme... Bunlar hep işletmeciliğin çerçevesine giriyor. Ama salt ekonomik çıkar sağlama amacıyla değil, iş ve değer üreterek, bunu kitlelerle paylaşarak, yaşamını sürdürmek için gerekli gelirini de çıkarma şeklinde oluyor. Gördüğünüz gibi bu herkesin tüccar olmasını beklemekten, jeofizikçileri, edebiyatçıları, müzisyenleri yararsız ve gereksiz görmekten oldukça farklı... Ve “O” bunları yaptı.

Türkiye edebiyatçıları fark etti. Çünkü Sevgili Barış Manço’nun eserlerini derinlemesine inceleyenler, yorumlayanlar, edebi tarihimizle bağlantılarını ortaya koyanlar, şiirlerinin anlamlarını açıklayanlar onlar. O’nun günümüzdeki aşıklardan, ozanlardan olduğunu, Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu ne söylediyse Barış’ın da günümüzde Türkiye’ye ve dünyaya benzerlerini söylediğini açıklayanlar onlar. Şarkı sözlerinin koşma tarzında olduğunu yine onlar söylüyor. Olumlu ve yapıcı değerlerin kitlelere aktarılması görevini, Yunus’lar gibi büyük bir sevgi ve çabayla yaptığını da onlar söylüyorlar. Ve O’nun bunu hep yaptığını, yurtdışına gitmeden önce de sonra da hep aynı felsefeyi yaşattığını ve geliştirdiğini de incelemelerine dayanarak onlar söylüyor. Tez konusu yapmışlar, incelemişler, araştırmışlar, kendisiyle yüzyüze konuşmuşlar.

Barış temelde rock’çı idi ama protest değildi, barışçıydı. Farklı ulusların kültürlerini, insanlarını çok severdi ama asla kendi kültürünü küçümsemedi. Şarkı sözlerini bir aşık, bir ozan üslubuyla yazdı; eski ozanlar nasıl yazıyorsa öyle... Eskiyi reddetme yerine, edebi kültürel kökeninin uzantısı olmayı tercih etti. Şarkıları ümit, sevgi, güven, olumluluk aşılardı; sesinin tonu da, eserlerindeki notalar da, sözler de insanı güçlendiren özellikteydi. Çağdaştı, ilericiydi; hiçbir zaman gerici olmadı. Çok güçlü Tanrı inancı, estetik duygusu ve tüm dünyayı tarihiyle birlikte içine alabilecek büyüklükte, insan sevgisi vardı. Zamana göre revize edebildiği, esaslı değerleri vardı.

Anlaşılamadığından yakınırmış. Haklıydı. Onu yeterince anlayamadık. Dinlediysek de anlayamadık. Anladıysak da önerdiklerini her zaman uygulayamadık. Yaşamı boyunca insanlarda ölümsüzlük, ebediyet duygusu uyandıran eserler yarattı. Aramızdan ayrılışı da aynı duyguları çok daha yoğun olarak yaşatan bir başka eseri oldu. Hepimizin gönlünde hiç ölmemek üzere yeniden doğdu... Değerlerini benimsediği ölümsüzler arasında yerini aldı. Eserlerini dinleyerek mesajlari anlamaya çalışmak ve O’nu model aldıklarımızın arasına katmanın, bizlerin kişisel gelişimimiz için iyi bir faaliyet olacağını düşünüyorum. Bu aynı zamanda O’nun anlaşılma ve paylaşma özlemine yapabileceğimiz bir hizmet olabilir.